“Bilmiyorum.”
Aslında son derece sıradan bir cevap. Fakat konu kendi hayatımız olduğunda bu kelimenin yarattığı huzursuzluk şaşırtıcı derecede büyük olabilir.
“Beni hâlâ seviyor mu?”
“Bu ilişki devam edecek mi?”
“Ya yaptığım seçim yanlışsa?”
“Bu belirti önemli bir hastalığın işareti olabilir mi?”
“İşler düzelecek mi?”
“Bana neden böyle davrandı?”
“Gelecekte ne olacak?”
Bu soruların bazılarının cevabını henüz bilmiyor olabiliriz. Bazılarının cevabını ise hiçbir zaman tam olarak öğrenemeyebiliriz.
Fakat insan zihni çoğu zaman cevapsızlığı kolay kolay kabul etmez. Aynı konuyu tekrar tekrar düşünür, ihtimalleri analiz eder, geçmiş konuşmaları gözden geçirir, internette araştırır, insanlara sorar ve mümkünse kesin bir sonuca ulaşmaya çalışır.
Çünkü zihnimiz için belirsizlik yalnızca bilgi eksikliği değildir; bazen potansiyel bir tehlike gibi algılanabilir.
Zihin Geleceği Tahmin Etmek İsteyen Bir Sistemdir
İnsan beyninin temel görevlerinden biri, çevresinde ne olup bittiğini anlamlandırmak ve bir sonraki anda ne olabileceğini tahmin etmektir.
Beynimiz sürekli tahminlerde bulunur:
- Bu insan bana kızgın mı?
- Bu ses tehlike anlamına mı geliyor?
- Bu davranışın ardından ne olacak?
- Bu seçim bana zarar verir mi?
Aslında günlük yaşamımızın büyük bölümünü bu tahminler sayesinde oldukça otomatik biçimde sürdürebiliriz.
Bir arabanın bize doğru geldiğini gördüğümüzde yolundan çekiliriz. Karşımızdaki kişinin yüz ifadesinden konuşmaya devam edip etmememiz gerektiğini tahmin ederiz.
Sorun, beynimizin tahmin edemediği durumlarda ortaya çıkar.
Belirsizlik arttığında zihin yeterli bilgiye sahip olmadığını fark eder. Özellikle kaygıya yatkın kişilerde bu bilgi boşluğu kolaylıkla şu şekilde yorumlanabilir:
“Bilmiyorsam hazırlıklı değilim.”
“Hazırlıklı değilsem kontrol bende değil.”
“Kontrol bende değilse kötü bir şey olabilir.”
Böylece “bilmiyorum” cümlesi zihnin içinde hızla “tehlikede olabilirim” duygusuna dönüşebilir.
Belirsizlik Neden Kötü İhtimalleri Çağırır?
İnsan zihninin ilginç özelliklerinden biri, belirsizliği çoğu zaman iyimser bir boşluk olarak bırakmamasıdır.
Örneğin partneriniz mesajınıza üç saat cevap vermediğinde zihniniz kolaylıkla:
“Toplantısı uzamış olabilir.”
demek yerine:
“Bir sorun mu var?”
“Benden uzaklaşıyor olabilir mi?”
“Bir şey mi yaptım?”
diye düşünmeye başlayabilir.
Bunun evrimsel açıdan anlaşılır bir tarafı vardır. İnsan beyninin olası tehditleri olduğundan biraz fazla algılaması, tehlikeyi tamamen gözden kaçırmasından tarih boyunca daha güvenli olmuştur.
Çalılıkların arkasındaki ses rüzgâr olabilir. Fakat zihnin “Ya bir yırtıcıysa?” diye düşünmesi hayatta kalma açısından avantajlıdır.
Bugün çalılıkların arkasında bir yırtıcı olmayabilir. Ancak beynimizin tehdit sistemi hâlâ çalışmaktadır.
Artık tehditler daha farklı biçimlerde karşımıza çıkar:
- “Ya beni terk ederse?”
- “Ya başarısız olursam?”
- “Ya ciddi bir hastalığım varsa?”
- “Ya yanlış karar verdiysem?”
Belirsizlik varsa zihin boşluğu ihtimallerle doldurur.
Kaygılı bir zihin ise bu ihtimaller arasından genellikle en güvenli olanı değil, en tehlikeli olanı seçmeye eğilimlidir.
“Biraz Daha Düşünürsem Cevabı Bulacağım”
Belirsizlikle karşılaştığımızda en sık başvurduğumuz yöntemlerden biri düşünmektir.
Fakat düşünmek ile ruminasyon aynı şey değildir.
Sağlıklı düşünme genellikle bir probleme yönelik bilgi üretir ve bir noktada sona erer.
Ruminasyon ise aynı sorunun farklı versiyonlarının zihinde defalarca dolaşmasıdır:
- “Niye böyle söyledi?”
- “Acaba aslında bunu mu kastetti?”
- “Ben farklı cevap verseydim ne olurdu?”
- “Geçen ay söylediği şey bunun işareti olabilir miydi?”
Zihin burada ilginç bir yanılsama yaratır:
Düşünmeye devam etmek, kontrol sahibi olmak gibi hissettirir.
Oysa birçok durumda yeni bilgi üretmiyoruzdur. Sadece aynı belirsizliğin içinde zihinsel olarak dönüp duruyoruzdur.
Bu nedenle bir düşüncenin uzun sürmesi, onun çözülebilir olduğu anlamına gelmez.
Bazı sorular düşünülerek değil, zaman geçerek cevaplanabilir.
Bazıları ise yaşamın doğası gereği hiçbir zaman yüzde yüz kesinleşmez.
Kesinlik Aramak Kaygıyı Neden Büyütebilir?
Kaygı yükseldiğinde insanlar sıklıkla güvence aramaya başlar.
Bir arkadaşına sorar:
“Sence beni seviyor mu?”
Doktoruna sorar:
“Kesin kötü bir şey değil, değil mi?”
İnternette tekrar tekrar araştırır.
Partnerinin mesajlarını analiz eder.
Bazen aynı soruyu farklı insanlara sorar.
Güvence almak kısa süreliğine rahatlatabilir.
Fakat beynin öğrendiği mesaj şu olabilir:
“Demek ki belirsizlik gerçekten tehlikeliydi ve rahatlamak için kesin bir cevap almam gerekiyordu.”
Birkaç saat ya da birkaç gün sonra yeni bir şüphe ortaya çıkar.
Ve kişi yeniden güvence arar.
Böylece kısa vadede rahatlatıcı olan davranış, uzun vadede belirsizliğe tahammül kapasitesini azaltabilir.
Bu mekanizma özellikle yaygın anksiyete, sağlık kaygısı ve obsesif kompulsif belirtilerde belirgin biçimde görülebilir.
Asıl İhtiyaç Cevap Değil, Kesinlik Olabilir
Bazen kendimize şu soruyu sormak faydalıdır:
“Gerçekten bilgi mi arıyorum, yoksa kaygımı azaltacak bir kesinlik mi?”
Çünkü ikisi aynı şey değildir.
Örneğin gerekli tıbbi değerlendirmeleri yaptırdıktan sonra aynı hastalığı saatlerce araştırmak artık bilgi edinme davranışı olmayabilir.
Partneriniz size ne hissettiğini açıkça söylemiş olmasına rağmen tekrar tekrar “Emin misin?” diye sormak da yeni bilgi aramak olmayabilir.
Burada aranan şey çoğu zaman şudur:
“Bana hiçbir kötü ihtimalin gerçekleşmeyeceğini garanti et.”
Fakat yaşam böyle bir garanti sunmaz.
Ne ilişkilerde, ne sağlıkta, ne kariyerde ne de gelecekte.
Psikolojik dayanıklılık da bütün belirsizlikleri ortadan kaldırabilmek değildir.
Belirsizlik varken yaşayabilme kapasitesidir.
Neden Bazı İnsanlar Belirsizliğe Daha Zor Dayanır?
Belirsizlik toleransı kişiden kişiye değişebilir.
Özellikle çocukluk döneminde öngörülemez ortamlar yaşamış kişiler için kontrol ihtiyacı daha güçlü olabilir.
Bir ebeveynin ruh hali sürekli değişiyorsa, evde ne zaman kavga çıkacağı belli değilse veya çocuk kendisini güvende hissetmek için çevresini sürekli gözlemlemek zorunda kalıyorsa zamanla şöyle bir içsel sistem gelişebilir:
“Hazırlıksız yakalanmamalıyım.”
“Her şeyi önceden anlamalıyım.”
“Bir şey olacaksa önceden bilmeliyim.”
Yetişkin yaşamında bu sistem ilişkilerde, sağlık konularında veya karar verme süreçlerinde yoğun kontrol ve kesinlik ihtiyacına dönüşebilir.
Bu nedenle bazı insanların sürekli geleceği tahmin etmeye çalışması yalnızca “fazla düşünmek” değildir.
Bazen geçmişte işe yaramış bir güvenlik stratejisinin bugünkü devamıdır.
“Bilmiyorum” Demek Aslında Zihinsel Olgunluk Olabilir
Zihnimiz kesin cevapları sever:
- İyi veya kötü.
- Doğru veya yanlış.
- Seviyor veya sevmiyor.
- Başarılı veya başarısız.
Fakat gerçek hayat çoğu zaman bu kadar net değildir.
Bir insan sizi seviyor olabilir ama sizinle sağlıklı bir ilişki kuramayabilir.
Bir karar bazı yönleriyle doğru, bazı yönleriyle yanlış olabilir.
Bugün verdiğiniz karar gelecekte farklı sonuçlar doğurabilir.
Ve bazen bir insanın size neden belirli bir şekilde davrandığını hiçbir zaman tam olarak bilemeyebilirsiniz.
Olgun zihinsel işleyiş, her soruya cevap üretmek değildir.
Bazen şu cümleyi taşıyabilmektir:
“Şu anda bilmiyorum ve bunu bilmeden de hayatıma devam edebilirim.”
Bu pasiflik değildir.
Aksine zihnin kontrol edebildiği ile kontrol edemediğini birbirinden ayırabilmesidir.
Belirsizlikle Nasıl Daha İyi Yaşayabiliriz?
Belirsizlik toleransı geliştirilebilir.
İlk adım, zihnin kesinlik arayışını fark etmektir.
Kendinize şu soruları sorabilirsiniz:
- “Bu sorunun şu anda gerçekten bir cevabı var mı?”
- “Yeni bilgi mi arıyorum, yoksa rahatlamaya mı çalışıyorum?”
- “Bu konuyu bir saat daha düşünürsem gerçekten yeni bir sonuca ulaşacak mıyım?”
- “Yüzde yüz emin olmak zorunda mıyım?”
Bir başka önemli beceri ise olasılık ile ihtimali birbirinden ayırmaktır.
Bir şeyin mümkün olması, olası olduğu anlamına gelmez.
Kaygılı zihin ise çoğu zaman şöyle çalışır:
“Mümkünse olabilir.”
“Olabilirse hazırlıklı olmalıyım.”
“Hazırlıklı olmak için düşünmeliyim.”
Tam da burada farklı bir cümle denenebilir:
“Bu ihtimal var. Ama şu anda kesin cevabım yok. Gerekiyorsa zamanı geldiğinde bununla baş edebilirim.”
Bu cümle ilk başta rahatlatıcı gelmeyebilir.
Çünkü amacı kaygıyı hemen yok etmek değildir.
Ancak beynimize çok daha güçlü bir şey öğretir:
Belirsizlik tehlike değildir.
Her Sorunun Cevabını Bilmek Zorunda Değiliz
İnsan zihni kesinliği sever çünkü kesinlik kontrol hissi yaratır.
Fakat hayatın büyük bölümü olasılıklardan oluşur.
Kimin bizi ne kadar seveceğini, ilişkimizin nasıl sonuçlanacağını, hangi kararın hayatımızı nasıl değiştireceğini veya gelecekte başımıza tam olarak ne geleceğini bilemeyiz.
Bu gerçek ilk bakışta ürkütücü olabilir.
Fakat başka bir tarafından bakıldığında özgürleştiricidir.
Çünkü yaşamın amacı geleceğin bütün cevaplarını önceden bulmak değildir.
Bazen yapılabilecek en sağlıklı şey, elimizdeki bilgilerle makul bir karar vermek ve ardından hayatın kendi cevabını vermesine izin vermektir.
Belki de psikolojik olarak güçlendikçe sorduğumuz soru değişir.
“Ne olacağını kesin olarak nasıl bilebilirim?”
yerine:
“Ne olacağını bilmesem de kendime güvenebilir miyim?”
Çünkü gerçek güven, geleceğin kötü sürprizler içermeyeceğinden emin olmak değildir.
Gerçek güven şudur:
Ne olursa olsun, onunla karşılaştığımda baş etmenin bir yolunu bulabileceğime inanmak.
Psikiyatri alanında değerlendirme ve tedavi süreçlerinde kişinin yaşadığı kaygının yalnızca belirtilerine değil; belirsizlik, kontrol ihtiyacı, düşünce döngüleri ve güvence arama davranışlarıyla olan ilişkisine de bütüncül biçimde yaklaşılması önemlidir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Tanı, psikiyatrik değerlendirme veya tedavinin yerine geçmez. Ruhsal yakınmalarınız günlük yaşamınızı etkiliyorsa bir ruh sağlığı uzmanından profesyonel değerlendirme almanız önerilir.


